Fil Suresi

Basri BEKTAŞ

Ayancık Müftüsü

Ebrehe, Yunanca’da Abraham, Habeş lisânında Ebrehe, Arap dilinde de İbrahim demektir.

“Du İbrahim amed bedeyri cihan,

Yeki put şiken şöd, yeki putnişen”

"Fil Sûresi" Mekke devrinde nazil olmuştur.

(Geçen sûre ile bağlantı kur.) Fil sûresi sanki daha önce tanımaya çalıştığımız Rabbimizin âhiretteki azabının gündeme getirildiği Hümeze sûresinin bir devamı ve uzantısı gibidir. Hümeze sûresinin son âyetinde Rabbimiz: “Onlar için büyük bir azap vardır” buyurarak kâfirlere hazırladığı âhiret azabından söz etmişti. Burada da Allah, düşmanlarını dünyada nasıl helâk ettiğini göstererek, anlatarak âhirette sözünü ettiği o azabın gerçekleşmesinin mümkün olduğuna delil getiriyor.

Peygamber Efendimiz (sav)'in doğumundan yaklaşık bir yıl önce, Mekke'deki "Ka'be-i muazzama'yı" yıkmak üzere gelen, Yemen kıralı Ebrehe komutasında bu gün tank diyebileceğimiz filleri ve 60 bin kişilik bir asker grubu ile Kâbe’ye saldırmak, talan etmek kastıyla gelmişlerdi.

Bunlar Ka'be-i Muazzama'yı, beytullah'ı yıkmak üzere gelen ama Allah cc da Ebabil kuşlarından oluşan koruma ordusuyla onları rezil etmek üzere dünya sahnesine ibretlik bir olay var etmişti. Bir tarafta kocaman filler öbür tarafta Allahın askerleri Ebabil'ler. Nasıl? İzlenecek sahne değil mi?

Aslında Ebrehe’nin niyeti taştan yapılmış o Kâbe'yi yıkmak ve onu yerle bir etmek, güç göstermek mi idi? Belki bu da vardır ama, sûrenin ve gelen sûrenin son ayetinden de anlıyoruz ki asıl hedef beytin sahibini ve ona yönelişi hedef almıştı. Ebrehe’nin temel hedefi kıbleyi değiştirmekti. Kıble insanların hayatlarının ana hedefi, yönelişlerinin odak noktasıdır. Kişi kıblesine göre hareket eder. Kişi neyi kıble edinmişse ona doğru yönelir, ilgi alanını ona doğru çevirir. Kişi kıblesine göre hareket eder. Hayat programını, dinlenme ve çalışma zamanlarını, kabul ya da retlerini, sevgi ya da nefretlerini, iyi-kötü damgalarını kıblesine göre ayarlar. Yani insanlar kendilerine kabul ettirilen kıblelerine göre tüm hayatlarını ayarlamaya çalışırlar. İnsanlar kendilerine neleri kıble edinmişlerse ona doğru yönelirler, onunla ilgilenirler, ilgilerini ona doğru döndürürler. Meselâ bir toplumda insanlar içkiyi kıble edinmişler, içkiyi ilgi alanlarına almışlar, içkiyi kabul etmişler, kabullerini içkiden yana kullanmışlar, içki tüketimine yönelmişlerse, sosyal hayatları da ona göre şekillenecek ve o ülkede yığınlarla maya fabrikası kurulmak zorunda kalacaktır. Ama insanlar içkiyi ilgi alanlarından çıkarırlar, içkiyi kıble olmaktan ve içkiye yönelmekten vazgeçerlerse o ülkede binlerce içki fabrikası da olsa günün birinde hepsi kapanmak zorunda kalacaktır. Onun içindir ki Katolik ülkelerde içki tüketimiyle ilgili gelişmenin Protestan ülkelere göre daha az oluşu veya kâfir dünyaya nazaran İslâm dünyasında içki ve fuhuş sektörünün beklenen seviyede gelişmemesinin sebebi işte budur. Bunların kıble edinilip edinilmemesidir.

Kıble, insanların hayatında gerçekten çok önemlidir. Çünkü kıble hayatın mihveridir. Bir ara İstanbul’da Abdülhamid’in mezarını ziyarete giden gençleri gören bir İslâm düşmanı bu memleketin kıblesini değiştirmeyi hedefleyen adama bu durumu anlatarak şikâyette bulunur. “Ben hâlâ bu ülkede Abdülhamid’in mezarını ziyarete gidenleri görüyorum. Buna bir tedbir düşünmüyor musunuz?” deyince ötekisi der ki, “Üzülme ben yakında onların kıblelerini değiştireceğim. Yakında ben onların yönelişlerini değiştireceğim ve artık onlardan hiç birisi Abdülhamit’in adını bile hatırlamaz olacaklar.”

Soru: biz namazda tarih sahnesinden bir olayı mı tekrarlayıp duruyoruz.?

Bu soruya basit bir cevap verelim.

Evet. ancak!!!

O tarih değildir. Bu gündür bu saattir. Bu dakikadır. O, Allah'ın en büyük ismidir. O, El-Cebbar olanın adıdır. O, El-Mütekebbir'in Ebabil dilinden sesidir. O, fillerin zikridir. O, Ebrehe'nin başını zorla secdeye eğmektir. Mütekebbirliğe soyunan insana el mütekebbiri tanıtmaktır.

O, namazda “ Allahü ekber” demektir. O, aynı zamanda beytin sahibini tanımaktır. Bu manada belki de hac etmektir.

Yine o nidada Ebu Kubeys dağına çıkan Nebi'nin yol haritası çizilmektedir. Sen yoksun beytin sahibi var demektir. Madem ben beytin sahibi adıyla varım. İşte o zaman onun ismini en yüce mevkilerde haykırmak benim görevimdir demektir. Selam olsun Abdülmuttalib’e ki o, o günde Ebrehe'ye söylenmesi gereken en güzel sözü söylemişti. “ben develerimin sahibiyim ve onları istiyorum. O beytin sahibi var o, onu korur” ne güzel değil mi?

Sebebi nüzülündeki şu olayı da hatırlamalısın. Arab aleminin Mekke'de toplanmasına ve Ka'be etrafında tavaf edip putlara tapınmalarına ve Ka'be ile Arapların birliğinin sağlanmasına karşı Habeşistan ile Bizans krallığı tarafından, Arabistan yarımadasındaki insanların yüzünü Ka'be'den Yemen'e çevirmek için, Yemen'in San'a şehrinde "Kulleys" isimli bir kilise yapılıyor ve insanların burada toplanması isteniliyor Hatta kilisenin yapımında o günün şartlarında dünyanın en iyi mermerleri kullanılıyor.

Aynı dönemlerde İstanbul'da da Ayasofya yapılıyor. Birçoğumuzun bildiği gibi, O dönemde yapılan Ayasofya'da da en kaliteli mermerler kullanılıyor.

Fakat insanlar, O Kulleys kilisesine iltifat etmemişler. Özellikle Araplar ona iltifat etmiyor ve Ka'be'nin etrafında toplanmaya ve orada ibadet etmeye devam ediyorlar.

Buradan şu anlaşılıyor İnsanların gönüllerini para ile çekmek mümkün değildir. İnsanları saraya çağırabilirsiniz, saraylarda parayla her türlü imkanları verebilirsiniz ama gönüllerini kazanmak apayrı bir iştir.

Ka'beyi yıkmak üzere gelen Ebrehe'nin orduları, Allah (cc)'ın gönderdiği kuşların attığı taşlarla helak edilmiştir Bu bize bir müjde ve bir huzur vermektedir Kıyamete kadar bütün mü'minlere güven vermektedir.

Abdülmuttalib, oradan dönüşünde "Mekke'li insanları evlerinden ayrılmaya, dağa doğru çekilmeye teşvik eder. Onlar da dışarıya çıkarlar, Ebrehe ve orduları da Ka'be'ye saldırırlar ve derken bilinmeyen kuşlar geldiler ve ayaklarında ve gagalarında taşıdıkları taşları yukarıdan atmak suretiyle, o insanların önce ciltlerinde hastalık meydana getirdi ve o hastalıklarından kan ve irinler akmaya başladı Sonunda hepsi de helak olup gitti".

Ayet-i kerime ise; "O atılan taşlar onları yenmiş ekin haline getiriverdi" der. "Asf" Arabın dilinde buğday danesinin kenarındaki kapcık'a yani saman olan bölümüne denir Yani daneler yenilir ve kapcuğu kalır ve o da hayvanların ayaklarının altında ezilir durur.

Tefsircilerimiz; "işte Ebrehe'nin orduları da, hayvanların ayaklarının altında ezilmiş, ahırda gübreyle karışık hale gelmiş bir duruma dönüşüverdiler" derler.

Ayetin başındaki "Keyfe" kelimesi, olayın keyfiyyetini bildiriyor ve normal bir olay olmadığını ve bir mucize olduğunu anlatmaktadır. Allah (cc) "Elem tera" derken bir de şunu ifade ediyor:

Bu sure nazil olduğunda, Mekke'de Ebrehe olayını bilen insanlar yaşıyordu. Hatta çocukların doğumu bile ona göre ayarlanmıştı. "Mesela fil yılından beş sene sonra dünyaya geldi" deniyordu. Yani, Mekke'deki müşrikler bu olayı gayet iyi bildiklerinden, sûre nazil olunca hiç itiraz eden olmamıştır.

Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran Allah'a iman ediyoruz biz. Yani, ölmüş gibi olduğumuz bir zamanda, ümitlerin kesildiği bir anda, Allah (cc) O toplumun içerisinden bir dirilik meydana getiriveriyor. Onun için hayatta hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız.

Allah (cc); "bizim ordularımız mutlak, surette galip gelecektir" diyor[2] Başka bir ayette Allah(cc); "Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah size yardım edecektir[3] Eğer Allah size yardım edecek olursa, size galip gelecek olan yoktur" buyuruyor[1]

Biz samimiyetle, kalbimizle kalıbımızla, canımızla, tenimizle, malımızla, bütün varlığımızla Allah'ın emrinde olduğumuzu yüreğimize sindirelim. Salih amelle onu hayatımıza yansıtalım, onu fiillerimizin imanı haline getirelim. Allah bize elbette yardım edecek ve bunun benzeri binlerce ayetini bize gösterecektir.

-----------------------------------

[1] Mahmut TOPBAŞ, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları hocanın tefsirinden yararlanılmıştır. Rabbim onu koruyup kolladığı kullarından eylesin. Bize şimdiki okumamızda Fil süresi bu notları düştü. Darısı gelecek okumalara ki Kur'an her okumada dirilmeye devam ediyor.

Basri BEKTAŞ

Ayancık Müftüsü

( T e f s i r   O k u m a l a r ı )