“ ELİF” DEYİP GEÇME…

Dr.Ahmet DURAN

Sarıyer Müftüsü

Bilindiği gibi Elif, Kur’an alfabesinin ilk harfidir; aynı zamanda ilk mahreç, yani ağız boşluğundan çıkış yerleri itibariyle de harflerin ilkidir.

Etimolojik yapısı itibariyle elif, tanışmak, kaynaşmak, sevmek, cana yakın olmak, dost-lukta bulunmak anlamlarına gelen “ülfet” ile, bir şeyin müteaddit unsurlarını bir araya getirmek, arasını bulmak, imtizaç ettirmek anlamındaki “te’lîf” mastarlarının türediği “e-l-f” kökündendir.

Elif, alfabenin ilk harfi olduğu gibi diğer harflerin de sebebi ve kaynağıdır. Hatta İbn Muklâ’nın kaligrafi sistemine göre, bütün diğer harfler “elif” şeklinde yazılmalıdırlar. Buna göre diğer harflerin hepsi “elif” harfinin değişik kıvrımları şeklinde yazılmasıyla meydana geldiğinden o tüm harflerin aslı ve esası durumundadır.

Elif gerek yazılışındaki incelik ve zarâfet şeklinden ve hat sanatının özelliklerinden, gerekse taşıdığı sembolik anlamlardan hareketle Türkçemizde çeşitli mazmunlara ve zarif nüktelere kaynaklık yapmıştır. Birçok deyimler “elif” ile ifade edilmiştir: “Elif’ ten yâya kadar” deyimi baştan sona kadar okumak, bilmek ve öğrenmek; “Elifi görse mertek sanır” deyimi de okuma yazma bilmeme ve cehalet anlamına gelir. “Elifi elifine” aynen, tıpatıp uygunluğu ifade için kullanılır.

Tarikatlarda bir kısım tarikat eşyaları elifle yapılmış isimler taşır. Meselâ tarikat ehlinin kullandığı bir tür başlığa “elifi tâc” denmektedir. Bu deyimin geçtiği Üsküdar’lı Râzî’ye ait dörtlük şöyledir:

“Başta elifi tâcı

Kendi başların tâcı

Tarîk-i Nakşiyye’den

Gözlerin Hallâc’ı.”

Bektâşîlerin giydikleri yeşil çuhadan yapılmış başlığın adı ise “Horasânî elifi tâc”dır.

Eskiden çocuk yaşta tahta çıkan padişahların cülûs merasimleri sırasında alnına bir elif çekmek âdetti. Bu âdet daha sonra halk tabakasına da kaymış ve akıllı, güzel çocukların alınlarına nazardan korumak gayesiyle elif çekilirdi. Bu deyim aynı zamanda, Enderun’lu Vâsıf’ın, “Âh bir elif çekti yine cânân bu gece” mısraında olduğu gibi aşığın sinesine aşk yarası açmak manasında da kullanılmıştır. Bir başka bağrı yanık ise;

“Elif elif ebzerim,

Kan ağlıyor gözlerim”

diyerek türkü yakmıştır.

Çok eskiden beri hemen her alfabedeki harflerin rakam olarak birer karşılığının bulunduğu, yani harflerin aynı zamanda rakam yerine de yazıldığı bilinmektedir.

“Ebced hesabı” denilen ve Arap alfabesinin ebced tertibine dayanan rakamlar ve hesap sistemi Müslüman milletler arasında da kullanılmıştır. Ebced tertibinde sıralanan harfler ona kadar bir bir, onuncu harften sonra da yüzer yüzer devam eder ve bin sayısında son bulur. Deyim yerinde ise bu, kimyadaki elementlerin bir özgül ağırlığı ve bir de elektron sayısı olması gibidir. Bir kelimenin ebced yoluyla manasını öğrendiğimiz gibi onu rakam olarak da hesaplayıp sayı değerini bulmamız da mümkündür.

Müteradif yada yakın anlamlara gelen kelimelerin ebced karşılıkları aynı sayıyı verdiği taktirde biri diğerinin yerine kullanılabilir. Nitekim “Allah”, “hilâl” ve “lâle” kelimelerinin ebced değerleri eşit (66) olduğundan bu kelimeler gerektiğinde birbirlerinin yerine kullanılmıştır. Örneğin Allah adının yüceltilmesi (İ’lâ-i Kelimetullah) namına açılan bayrağın üzerine “Allah” lafzını aynen yazmak yerine, aynı sayı değerine sahip “Hilâl”i koymak daha uygun görülmüştür. Buna göre Türk bayrağındaki “Hilâl” in Allah’ı sembolize ettiğini ifade etmek yanlış olmaz. Özellikle Osmanlı Türkleri dinî konularda “Hilâl” i, askerî konularda ise “lâle” yi sembol ve amblem olarak kullanmışlardır. Cami kubbelerine, minare alemlerine hilaller kondurmaları, saray ve kışla kubbelerini lâle motifleri ile donatmaları hep aynı düşüncenin ürünüdür.

Elif ister harf, ister sayı olsun daima dik yazılır. Bu özelliği ulûhiyetten ubûdiyete gelen fuyuzât için alıcı bir anten, ubûdiyetten ulûhiyete yükselecek dua ve niyazlar için yükseltici bir işaret(amplifikatör)tir. Yine bu özelliği ile mirac sırrının ve “sırat-ı müstakîm”in de sembolüdür. Allah ve Ahad isimlerinin ilk harfi olduğu gibi evvel, âhir, ezel ve ebed sıfatlarının da ilk harfi olan “elif”, evvel ile âhiri, ezel ile ebedi Ahadiyet çizgisinde birleştiren semboldür.

Öte yandan tasavvuf geleneğinde elif, “Allah” ın “Bir”liğini ifade eden bir “Vahdet” sembolüdür. Buna göre bütün harfleri, onların sebebi ve kaynağı olan elifte görmek, bütün varlıkları “Ahad”(Allah)’da görmek demektir. Çünkü elif harflerin evveli olduğu gibi Allah da bütün varlıkların evvelidir. Böylece elif Yüce Allah’ın, varlığının ezelde bidayeti, ebedde nihayeti olmayan, O’nun “Evvel”, “Âhir”, “Zâhir” ve “Bâtın” olan yegane “BİR” olduğunu ifade eder. İşte bu yüzden elifi bilmek her şeyi bilmek demek oluyor. Bu anlayışı Yunus şöyle dile getiriyor:

“Dört kitabın manası

Bellidir bir Elif’te

Sen Elifi bilmezsen

Bu nice okumaktır.”

Şu halde Elifi yani Allah’ı bilmek her şeyi bilmek demektir. Elif, “Bir” olduğu için her şeyin kaynağıdır. Çünkü “kesret”, “bir” den geliyor. Bu bakımdan tasavvuf edebiyatımızda Allah isminin yerine remz olarak daima “Elif” harfi kullanılmıştır. Mim de Hz.Muhammed’in remzi olmuştur. Şair şöyle der:

“Elif Allah aşkıdır gönlümde mihmânım benim.

Mim Muhammed mürşidim,hem canda cânânım benim.”

Bir başka beyti de şöyle:

“Elif Allah yeter bana neylerim ağyârını

Mim meramım başka değişmem cihan gül-zârını.”

Burada geçen “cihan gül-zârı”, Allah’tan başka her şey, dünya ile alakalı nimetleri; aşk da yine “mim” harfi ile ilişkili olan Hz. Muhammed’in aşkını ifade eder. Çünkü Hz. Muhammed, Habibullah (Allah sevgilisi)’dır. Âl-i İmrân Sûresi, âyet 31’de şöyle buyrulur: “ De ki: Allah’ı seviyosanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin…” Görüldüğü gibi bu âyette Hz. Muhammed’in Allah’ın sevgisinde bir kriter olduğu bildirilmektedir.

Yine Yunus’tan başka bir dörtlük:

“Elif okuduk ötürü.

Pazar eyledik götürü

Yaradılanı hoş gördük

Yaradan’dan ötürü.”

Bu tasavvuf şairinin elifin sırrını bu dörtlüsünde ne kadar güzel dile getirdiğini anlamak, ârif olanlar için herhalde güç olmasa gerek. Bilindiği gibi “elif” harfi ötürü okunduğu zaman “o” olur, yani Türkçemizde üçüncü tekil şahsı gösteren “o” zamiri meydana gelir. “O” zamiri yalın halde ve tek başına kullanıldığı zaman Allah isminin yerini almış olur. Türkçedeki “o” zamiri, Arapçadaki “” zamirinin karşılığıdır. O yüzden elifi ötürü okumak demek “” zikrini diline vird etmek demektir.

Kısaca “elif” deyip geçme. Elif’ in manasını bir kere anladık mı bu yeter. Çünkü elif çok derin manalar ihtiva eder; O ilham kaynağıdır. Maddi ve manevi âlemlerin tümü onda gizlenmiş. Öyle ki, elif uğrunda nice Hak âşıkları yanmışlar, tutuşmuşlar, hatta kellelerini dahi seve seve vermişlerdir.

Hallâc-ı Mansûr, “Ene’l-Hak” dediği zaman, kesret âlemini kafa gözünden silmiş, kalp gözü ile Cenab-ı Hakk’a yönelerek,”Vâhid” olan Rabbimiz’in Elif’teki birlik vahdetinde eridi, orada hal oldu ve bu uğurda kellesini seve seve ham softalara teslim etti.

Türklerin elinde Elif, hem çiziliş güzelliği ile bir sanat şaheseri veçhesine büründü, hem dilinde doğruluğun ve dürüstlüğün simgesi, hem de Türk kızlarının ince,zarif ve endâmını remzeden milli bir ismi olmuştur. Elif’in doğruluğun simgesi olduğunu göstermesi açısından, dünyaya serzenişte bulunan Nesîmî’nin şu beyti güzel bir örnektir:

“Aslı denîdir dünyanın zatında yoktur elif,

Terkibine gel bak ânun şol ya vü nûnü dâline.”

Gerçekten de “Dünya” kelimesinin kökü olan ve alçak anlamına gelen “denî” kelimesinin her üç harfi de eğri büğrüdür, içinde “elif” yani doğruluk yoktur.

Anadolu’da kızlarının ismini elif koyan nice aileler vardır. Bu ailelerin çoğu, elifin tasavvufta oynadığı derin manayı belki bilmiyorlar, ama tasavvuf terminolojisindeki bu elif, sosyal hayatımızda öylesine bir ölümsüzlük ve ihtiram kazanmış ki, artık kendilerine ince uzun boylu bir kız arzulayan aileler kızlarının ismini Elif koyarak onu adeta biraz daha güzelleştirmek isterler.

Esasında Arapça bir kelime olan elif, Yunus’un dil laboratuarında Türkçeleşmiş ve Yunus’tan sonra gelen Türk şairlerinin şiirlerinde tamamen Türk’ün hayat ve sanat dünyasına yerleşmiştir. Aşağı yukarı bütün Türk şairleri elifi şiirlerinde fevkalâde kullanmışlardır. Bu arada Karacaoğlan’ı hatırlamamak mümkün mü? O Anadolu’nun ıssız ve virân bir hanında, isli bir lambanın aydınlattığı, harap bir hanın loş bir odasında aşka geldiği zaman, dışarıda yağan kar daneleri, onu ilâhî bir cezbeye getirdi ve sonsuz kar danecikleri, sanki bir anda birleşti, kâinat yek vücut hale geldi, maddi âlem silindi ve o âşık ozanın gözünde sadece bir tek varlık tecelli etti: Elif… Ve mızrabını, sazının tellerine vururken, kalbinden gelen ilâhî aşk nağmeleri, dudaklarının ucundan şöyle döküldü:

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif diye

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif diye.

 

Elif kaşlarını çatar

Gamzesi sineme batar

Ak elleri kalem tutar

Yazar Elif Elif diye.

 

Elif’ in uğru nakışlı,

Yavru balaban bakışlı;

Yayla çiçeği kokuşlu,

Kokar Elif Elif diye.

Karın düşüşü dikkat edilirse Elif şeklinde inceciktir.

Elif gönülden gözlere uzanan nurdan bir asâ… İç âlemi aydınlatan bir nûr… O nuru her yerde görmek mümkün.

Elif’i gerçekten her yerde görürsünüz. Ördekler dahi sudan geçerken incecik, dosdoğru Elif şeklinde bir çizgi bırakırlar arkalarında.

Öte yandan hat sanatının en zevkli süsleme örnekleri adeta Eliflerle iç içedir.

Türkülerde, manilerde “Elif”; vuslatına erilemeyen yoluna canlar fedâ sevgilinin güzelliği karşısında gönülden gözlere uzanan ışıktır…

Divan edebiyatında selvi misâl bir endâm halinde övgülere konu olur. Seyyid Nesîmî’den dinliyoruz:

Kâmetüne elif deyen gör ne uzun hayâl ider

Her ki diler visâlini arzû-yı muhâl ider.

Okuyan ve dinleyen acaba bu eliflerde bir tasavvuf ışığı var mıdır diye düşünür ve Oğlanlar Şeyhi İbrahim’e hak verir:

Cihânın aslı Âdemdir,elif yazılmasa dem’dir

Olar bu sırra mahremdir, olardır hemdem-i Îsâ.

Bu sırra mahrem olanlardan biri de Tameşvarlı Âşık Hasan olmalı:

Elif Hakk’a giden yoldur

Cim ararsan dal bizdedir

Biz de Mevlâ’nın kuluyuz

Otuz iki dil bizdedir.

Pir Sultan Abdal’da Elif, “ârif olanın anladığı” dilden konuşur:

Hak’dan emir oldu dünyaya geldim.

Gözüm açtım mâil oldum ol burca

Ârif oldum Hak kelâmın söyledim

Elif kaddim, dal yazıldım ol burca…

Şair padişahlardan Kanuni, güzellik unsurları arasında Elif’i muhibbî dilince söyler:

Cim zülfün elif kâmet’ü mim ol demenin

Lîk yok nâm ü nişânı o dehenden sühenin

Türk edebiyatının mısra hazinelerinde elifle başlayan nice söz ve mana incisi, geçmiş zamanın aynasında bize bir dost gülüşü gibi ışıldar.

Manilerde de his ve mana unsurunun yanına mizah ve neşe katılır, el ele Elif’i konuşurlar, Elif’i söylerler:

Elif’im var Mim’im var

Yeraltında kimim var?

Kitap getir el basam

Senden gayri kimim var?

Bir başka mânîde şakalı bir sahiplenme tavrı, sevgiliyi sarar sarmalar:

Elif gibi boyu yâr

Gözümün bebeği yâr

Mihnet ile kazandım

Elimin emeği yâr.

Kerkük Türklerinin mânî söylemedeki ustalıkları bir başka:

Elif menem, dal menem

Zülfün elden sal manam

Diye başlayan bir mânîde kastedilen dilbere bir başka “mânî”de şöyle sitem edilir:

Elif’im dal eden yâr

Müşkilim hal eden yâr

Özi begler beg idi

Meni abdal eden yâr

Ve şu mânî ile de gönül alınır:

Elif olıptı daldan

Söziv şirindi baldan

Ataydım kol boynıva

Öpeydim kara “hal”dan

Nağmelerine âşina olduğumuz bir türküde de Elif âşığın gönlüne dert üstüne dert yağdırır:

Elif dedim, be dedim

Gız ben sana ne dedim?

Ağaçlar galem olsa

Yazılmaz benim derdim.

Öyle görünüyor ki Elif’i bitiremeyeceğiz… İyisi mi biz sözü yine Yunus’a bırakalım. Sözün özünü yine O söylesin ve böylece Onunla Elif’e nokta koymuş olalım:

Dört Kitabın manâsın

Bellidir bir Elif’te

Sen Elif dirsin hoca

Mânâsı ne dimektür?

…Ve:

“ Bir elif tahsil eden

Münezzehtir ilimden.”


KAYNAKLAR :
• Çelebioğlu, Amil, “Elif Harfiyle İlgili Bazı Hususiyetler”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Sayı: XXIV-XXV (l986), s.45,46.
• Işık, Emin, “Kültür Dünyamızda ‘Elif’”, Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı: CXXXVII (İst.l985), s.l37 vd.
• Ergüzel, M. Mehdi, “Elif Okudular, Elif Söylediler”, Türk Edebiyatı Dergisi, Aynı sayı,s.20.
• Aktunç, Hasan, “Üç Harf”, İslam Medeniyeti Mecmuası, Sayı: XIX (İst.l969), s.l0,ll.
• Uzun, Mustafa, ”Elif”,DİA, XI/36,37.
• Onay, Ahmet Talat, “Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar”, Ankara l992,s.l43,l44.
• Uludağ, Süleyman, “Tasavvuf Terimleri Sözlüğü”, İstanbul l99l, s.l56,l57.